Bu makaleyi, bugünlerde dillerden düşmeyen Fındık-Ferrero problemi nedeniyle yazma ihtiyacı duydum. Çünkü, her fındık mevsiminde bu vb dertleri dinlemek, hala sorunları haşlanmış patates gibi elden ele yuvarlamalar ya da cambaza baktırmalar beni dertlendiriyor. Hala günlük problemlerle boğuşulup, temel sorunların yine ortada ve sahipsiz kalması beni endişelendiriyor. Meseleler derinken, sığ gündemlerle oyalanmalardan sıkılıyorum. Hem memleket, hem de kuzey coğrafyamızdaki milyonlarca üretici, binlerce tüccar, yüzlerce sanayici adına üzülüyorum. Böyle belirsiz bir ortamda, sağlıklı planlarla yapmaları ve pozisyon almalarının zorluğunu biliyorum. İçinde bulunulan bu durumu sindiremiyorum. FINDIK MESELESİ, EN ÖNEMLİ MEMLEKET MESELESİ…olduğundan kayıtsız kalamıyorum.
Hem “Yönetim ve Rekabet Stratejileri Uzmanı” , hem “Gücü (kapasiteyi) Kullanma Stratejileri” hocası olarak, hem de yıllar evvel zamanın Enerji bakanı, bugünün OBB Başkanı Sn M.Hilmi Güler; in isteği ile Ordu Ticaret Borsası adına “Fındık Piyasası Stratejik Yapılanma Modeli” projesini hazırlamış, konuya çok kafa yormuş, bütünü ve geneline vakıf, böyle büyük ve çok boyutlu işlere de biraz kafası basan, söyleyecek sözü olan bir Ordu’lu olarak, Fındık meselesi NEDİR, ne değildir. NEDENDİR? NE LAZIMDIR? bir çerçeve içerisinde ifade etme ihtiyacı duydum.
Hep bir bölümünden bahsedilen konuyu, BİR BÜTÜN OLARAK KAMUOYUNA ANLATMAK istedim. Tıpkı hayat gibi, HER İŞ ANCAK BİR BÜTÜN OLARAK KAVRANABİLİR diye. Bu sayede daha sistematik düşünerek, nedensellik ilişkileri kurarak, meselelere nereden bakılması ve neresinden ele alınması gerektiğine daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilir. Belki BİR FARKINDALIK yaratabilir, belki ezberleri bozabilir, bir düşünüşe, uyanışa vesile olabilir, hiç değilse bir deniz yıldızına denk gelebilir ve faydalı olabilir diye…
Çünkü bence sorunlara bakışımız başlı başına bir sorun. Önemli eksiklikler, büyük problemler var. İlk düğmenin yeri ve iliklenmesi gibi
şeyler..
Şöyleki; İngilizlerin tabiri ile “ODADAKİ FİL ” gibi
ortada duran, ama kimsenin görmediği, görse de dillendiremediği devasa dert-GERÇEKLER ortada dururken bambaşka şeylerin konuşulması,
Ya da “KARANLIKTAKİ
FİL” tarifi yapar gibi, el yordamı veya göz kararı ile yakaladığı yeri
filin tamamı sanmalar, “bu fildir-buna benzer”, demeler, işin bir parçası düzelirse bütünü düzelir zannetmeler,
işin anası dururken danasından ele almalar vs ile bu iş OLMAZ. Böyle sapla
samanı, pirincin taşlarını kimse ayıklayamaz. Problemleri çözemez. Önerileri varsa, eksik ve yetersiz kalır. Çünkü, böyle çok yönlü, karmaşık problemleri
çözebilmek için, önce SORUNLARI SADELEŞTİREREK ANA PROBLEMİN NE OLDUĞUNU ANLAMAK,
PROBLEMİ TANIMLAMAK VE ADINI KOYMAK GEREKİR. Bu da kök nedeni bulmakla mümkün. Kök
nedenler yok edilmedikçe, ne yaparsanız yapın sorunlar, er-geç bir şekilde tekrar
eder.
Konuyu Ferrero özeline
indirgersek; gösterilen tepkilerin hepsi elbette kıymetli. Ancak, gereği yapılsa bile yetmez. Günü
kurtarmaktan öte gitmez. Ferrero bugün batsa, fındıkla ilgili dertler bitmez. Çünkü,
böyle büyük, çok bileşenli, karmaşık denklemli bir ürün piyasasını düzenleyecek,
denetleyecek, organize edecek bir YÖNETİM MODELİMİZ, YÖNETİM YAPIMIZ ve YÖNTEMİMİZ
YOK. Yani sorunlar yapısal (sistemik). Yüzeye yansıyan sadece sistemin
semptomları. SİSTEMATİK ÇÖZÜMLER yerine, hep SEMPTOMATİK ÇÖZÜMLER üretmekte ısrarımızın,
yani hiç akıllanmıyor olmamızın bir sonucu.
Bu nedenle kendimizle başımız belada. Başkalarını bırakıp
önce kendimize bakalım. Çünkü, SORUN ELDE DEĞİL, BİZDE. İş yapma biçimimizde.
Elin yaptıklarında değil, bizim yapamadıklarımızda. ÖRGÜTLENMENİN ESASLARINI
bilmemek ve ORGANİZE OLAMAMAK ile ilgili.
Bütünlükten yoksun, YAMALAMA YASALAR VE YÖNTEMLER ile iş
götürmemizle ilgili.
Dağınık çabaları bütünleşik faaliyete dönüştürerek eldeki
kozu iyi kullanamamakla ilgili.
Eğer siz, elinizdeki gücü- kaynağı kullanmayı bilmiyorsanız, meydanı boş bırakırsanız, birileri doldurur. Otorite boşluk kabul etmez. Hele küresel boyutlu bir işte anında kırık camlar teorisi devreye girer. Zaaflarınız birilerinin avantajına dönüşür. Zaaf neredeyse tutsaklık orada olur, hep oradan gol yersiniz. Bugün Ferrero yarın başkası. Rekabet döngüsü ve dengesi böyledir. Sonuçta ve hep olduğu gibi, bu BAŞIBOZUK VE DAĞINIK DÜZEN içte-dışta birilerinin işine yarar.
BOZUK DÜZENDE SAĞLAM ÇARK OLMAZ.
İşin en kötü yanı; Hep aynı şeyleri yaparak farklı
sonuçlar bekliyoruz. Yaşanandan bile bir şey öğrenmiyoruz. Örneğin; fındıkta
elin parası ile hesapsız hovardalık yapanlar yüzünden batan Fiskobirlik ve diğer birliklerin vanası 2000 yılında
bir kanunla kapatıldı. Daha iyi bir model yerine, çaresizliğin çaresi gibi,
Fiskobirliğin farklı bir versiyonu olan bir TMO modeli geldi.
Fi tarihinden beri var olan bu sorunların ana sebebi,
dünden bugüne ve tepeden tırnağa kadar bu işi yönetmekten sorumlu siyasiler,
birlikler, odalar, borsalar, dernekler, bürokratlar vs nin iş bilmezliğidir. Ağrıları
afyonla uyuşturan kolaycı çözümlerinin çabuk çuvallamasıdır. Kimse gücenmesin
ama özde budur! Dünya ihtiyacının %75
ini ürettiği halde «piyasa yapmayı ve yönetmeyi» bilmemekle ilgilidir. “Pozisyon
avantajı ve yaptırım gücünü” kullanamayınca fiyatı alıcıların belirlemesidir.
Fiyat konumlandırma Stratejilerini bilen, pratikte bir varsayımla, buna bağlı kaynak
kayıplarının devasa boyutunu hesaplayabilir. Örneğin. bugün fındık fiyatı
%20 yukarıda konumlandırılabilseydi
,bunun Ordu- ülke ekonomisine katkısı-kaybını net görebilir. Hiçbir şeyin bu
getiriyi sağlayamayacağını anlayabilir. Hele yıllar çarpanı ile hesapladığında,
kaybın dramatik tablosunu daha iyi kavrayabilir. Fiyat konumlandırma, öyle devletin
taban fiyatı ile olacak iş değil. Çok daha kompleks ve karmaşık bir konu. İŞİN
PÜF NOKTASI bu. Uzun ve derin hikaye.
Fındıktaki gibi, fiyatı alıcıların belirlediği böyle bir
piyasa, sanırım ana üretici Afrikalıların üretip, Avrupalıların sattığı muz
piyasası. Çünkü, böyle büyük çaplı “yönetim mekanizmaları kurma kabiliyeti, organizasyon
ve koordinasyon yetenekleri var.
YÜZLEŞMEMİZ VE KABULLENMEMİZ GEREKEN GERÇEK ŞU; Biz ürünü
biliyoruz ama oyunu (rekabeti) bilmiyoruz. Kendimizle rekabet ediyoruz. Fındığı
biliyoruz ama onu yönetmeyi bilmiyoruz. Futbol gibi fındığı da herkes biliyor,
ama neyi bilmediğini bilmiyor. Sorun da bu zaten. Çünkü bu nedenle ihtiyaçları da
anlamıyor. Halbuki, bu piyasaya yön verenlerin, bizim bildiklerimizin çoğunu
bildiğini sanmam. Çünkü işin geneline vakıf olanların detayları bilmesine gerek
yok. Ormana hakim olanların her ağacı bilmesi gerekmediği gibi.
Hülasa; BİLDİKLERİMİZ BU İŞİ YÖNETMEYE YETMİYOR. Bu
nedenle, böyle avantajlı bir üründe bile oyun kuramıyor, ne oyun kurabiliyor, ne
oyun bozabiliyor ne de belirleyici olabiliyoruz. Stratejik senaryolarla bir
plan yapamayınca yapanların oyuncağı oluyoruz. Bir üst seviyeye geçip yukarıdan
bakarak, manzaranın tamamını görerek olayı okuyamıyoruz. O boyutta iş boyumuzu
aşıyor. Çünkü kolay değil. Kolay olsaydı, herkes yapardı. Bunun için, başka bir
düşünüş, bakış, görüşle yorumlayarak ÖNCE ORGANİZASYON, SONRA STRATEJİ TASARLAMAK
lazım. Zor işler bizi bozar..
Biz, ancak küresel düzeyde düşünüp, stratejik analizler yaparak anlaşılabilir olan bu düzenin işleyişini, sadece KENDİ PENCEREMİZ VEYA FINDIK BAHÇELERİNDEN DÜNYAYA BAKARAK anladığımızı sanıyoruz. Bazı oyuncuları ve Hamburg Borsasını da duyunca işi çözdük diyoruz. Halbuki, bunları bilmek, mekanizmaların nasıl tetiklendiğini (sistemi) anlamak anlamına gelmez. Ayrıca, biliyorsak niye olmuyor? Neyi eksik ya da yanlış yapıyoruz? Diye sormuyoruz. İşe yaramayan yollar, deneme yanılmaların bedelini ödüyoruz. Olayı anlamadan, sorun onda, bunda, şunda deyip dışsallaştırıyoruz. Kendimiz yerine, başkalarının ne yaptığı- yapmadığına bakıyoruz. Her biri ayrı bir enstrüman gibi herkes ayrı telden çalıyor. Hiç yeni bir şey söylemeyen birilerinin, bilindik, basma kalıp ve bayan beyanlarını dinliyoruz. KONUŞAN ÇOK, ANLATAN YOK !
NASIL? a dair bir fikri yokken, ne olması gerektiğini
söyleyerek, Problemin ne olduğunu bilmeden çözüm önererek, teşhis koymadan
reçete yazarak, derinlikten yoksun yüzeysel yorumlar yaparak, sorunları yakaladığı
yerden ele alarak, göstermelik işler ve faydasız faaliyetlerle oyalanarak, vaziyeti
idare etmeyi iş yapmak sanarak, işin değil kendi boyunu büyüterek, iki slogan sallayıp demogoji yaparak, hem
sistemden şikayet edip, hem statükoyu sürdürerek sistemden geçinen saymakla
bitmiyor.
Sonuçta makus talihimiz hiç değişmiyor. Hep aynı filmi
seyrediyoruz. Hep aynı ağıtlarla ağlıyoruz. Biz hariç, herkes kazanıyor. Başkaları sistemimizi
bizden iyi okuyabildikleri için muhtemelen bize gülüyorlardır. Böyle giderse hep aynısı olacak. Yine kör
umutlara bel bağlayarak, körler sağırlar gibi birbirimizi ağırlayarak, hep
kaybeden olmaya devam edeceğiz.
NE YAPMAK LAZIM ?
ANLAMAMIZ LAZIM; Kendi dünyamızın dışında dolaşmadan dünyayı anlayamayız, dünyayı anlamadan kendimizi anlayamayız. Doğrulara ulaşamayız, Başkalarının gözünden kendimize bakmadan, bizi nasıl gördüklerini bilmeden kendimizi bilemeyiz. Kendimizi çözmeden kendimizin dışındaki hiçbir sorunu çözemeyiz. Kendimize çekin düzen vermeden, aleme ayar veremeyiz.
UYANMAMIZ LAZIM; Bir durumu iyileştirmenin ön koşulu, içinde bulunulan durumun FARKINDA OLMAK 'tır. En kötü durum, içinde bulunulan mevcut durumun
farkında olamamak, adını koyamamak ve nereye gittiğini görememektir. Haşlanmış
kurbağa gibi kala kalmaktır.
Bir iş doktoru ve stratejisti olarak, yukarıdaki teşhislerle durumun adını koyuyorum;
Bu hal, büyük piyasalar ve büyük işleri yönetememe
halidir.
Sistemler kurarak işi yönetemeyince, işin bizi yönetmesidir.
Çarkları döndüremeyip çarkla beraber dönme durumudur.
Bu varlık içinde yokluk çekme hali, FİKİRSİZLİĞİN
FAKİRLİĞİDİR.
Bu, elindeki böyle güçlü bir silahı kullanamadığı için
acizane bir varoluş biçimidir.
SORUN ELDEKİ SİLAHTA DEĞİL, ONU KULLANAN KAFALARDADIR
Bu bir girdapta ne
yapacağını bilmeden öğrenilmiş çaresizlikler içinde debelenme halidir.
Olan biteni iyi okuyamadığımız için, işi şansa ve suyun
akışına bırakmaktır.
Bu işin kendi kendine, rastgele ve gelişigüzel gittiği
ortadadır
Bu talihsiz tirbülansta aptalca savrulup durmanın alemi
yoktur.
BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİTMEZ. BU SAÇMALIĞA SON VERME ZAMANI
GELMİŞTİR.
UNUTMAMAMIZ LAZIM; Her iş gibi bu işinde bir yolu,
yordamı ve metodolojisi var.
Dünya da buna benzer işleri becerebilen birileri var.
Yol ve yöntem bilenlerin bulunduğu her yerde, her zaman
daha iyi bir yol var.
Mantalite, mantık ve metodoloji mekanizmasını işletince
her zorluğa çare var.
Bin bilinmeyenli denklem gibi görünse de, formülleri
biliyorsanız sorunlara çözüm var.
Ama öyle kolay formülleri veya sihirli hapı yok. Hiçbir
büyük işin öyle kolay ve kestirme bir yolu yoktur. Hiç bir büyük iş birdenbire
olmaz. Böyle büyük işler, sektör genelini kapsayan, açıkta bir şey bırakmayacak
geniş çerçevede tasarlanmış bir stratejik bir plan dahilinde adım adım olur.
Tüm paydaşların BİZ BİLİNCİ ile, ortak amaç, akıl, adım, dil, davranış birliği etrafında kenetlenmesiyle olur. BİLİNÇLİ BİR KAMUOYU oluşturmak ve zemin yaratmakla olur. İnsanların ufkunu açmak ve YENİ BİR VİZYON VERMEK' le olur. Bu da herkesi önce BÜTÜNE BAK' TIRMAK' la mümkün.
OLMAZSA OLMAZ !
Bu işe parçalı değil, bütünsel perspektifle bakılmalı,
tümden ele alınmalıdır.
PARÇALI ÇÖZÜMLER YERİNE, BÜTÜNSEL ÇÖZÜMLER ÜRETİLMELİDİR
Eski elbiseye yeni yamalar yaparak bu iş yürümez.
Bu kısır döngülü DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK,
Bu sektörün TRAFİK AKIŞINI DÜZENLEYEN BİR SİNYALİZASYON
SİSTEMİ KURMAK,
Bunun için YENİDEN YAPILANMAK -YAPILANDIRMAK ŞARTTIR.
BAŞKA YOL, ÇARE, ÇÖZÜM, ÇIKIŞ YOKTUR !
ANA PROBLEMİ VE TEMEL İHTİYACI ANLAYINCA ÇÖZÜM KOLAYLAŞIR.
YÖNETSEL MAHARET ; BÜTÜNÜ GÖRMEK VE YÖNETMEKTEDİR..
NE YAPILMALI? dan sonra, NASIL YAPILMALI ? yı bunlar sindirilirse söyleyelim ki, suya yazı yazmış gibi olmayalım.
GÜZEL ORDU’ muz ve ülkemizin derdini, kendi derdi sayan,
toplamın- toplumun çıkarlarından yana duran herkese,
Saygı ve Selamlarımla
EROL AZAKLI
erol @ erolazakli.com
İstanbul- 21 Eylül 2022

Yetmiş yaşına geldim Atmış yıldan bu yana fındıkla ilgili tartışmaları az çok hatırlıyorum.Hep aynı şeyler söyleniyor Yani Einstein in dediği gibi hep ayni şeyleri yapıp farklı sonuç bekliyoruz
YanıtlaSil