23 Ekim 2013 Çarşamba

REKABET VE EZİKLİK DUYGUSU

İş dünyasında bulunan herkesin ana gündemidir rekabet. Rekabete ayak uydurmadan iş hayatında kalıcı olunamayacağını da herkes bilir. Rakiplerin de, büyüğü, küçüğü, yerlisi, yabancısı vs bir sürü çeşidi vardır. Elbette her birinin çok güçlü yönleri vardır.Rekabet eden firma yöneticilerinin yapması gereken ,rakibin güçlü yanlarına odaklanmak değil, zayıf yanlarına odaklanmak ve oralara ateş etmektir. Ama her nedense, büyük şirketlerin, özellikle küresel rakiplerin güçlü yanlarını bir de bizim gözümüzde büyütmelerimiz vardır. Sanki olduğundan daha da güçlü ve asla dokunulamaz olarak algılarız. İşte bunun adı eziklik duygusudur. Kökeni de yetersizlik duygusu, yani özgüvensizliktir. Bu güvensizlik, kişilerin kendinden, kurumlarından veya her ikisinden kaynaklı olabilir..

Maalesef bu duygunun yansımalarına sorumlu mevkide bir çok insan da, dolayısı ile kurumlarda sıkça rastlanır. Her ne kadar kimse tarafından kabul edilmeyecek olsa da, bu vardır! Kamuoyuna verilen mesajlarda, şirket koridorlarında veya toplantı salonlarında biz şöyleyiz , böyleyiz diye böbürlenmeler olsa da, aslında kişilerin dışı gürlerken içinin titrediği uygulamalardan anlaşılır. Tıpkı galibiyet için bu maça çıkıyoruz deyip, 11 kişilik defansif kadroyu sahaya süren teknik direktör misali. Herkes hatırlar milli futbol takımımız veya kulüplerimiz uluslar arası maçlarda farklı mağlup olur, yenildik ama ezilmedik diye manşetler atılırdı.. Manşetin kendisi bile eziklik duygusu taşırken, böbürlenirdik öylesine.
Tıpkı nevrotik insanlar gibi kendini abartma ve aşağılama arasında gidip gelmelerimiz çoktur bizim. Bazı şirketlere yakından baktığınız da, elitist tavırlar, içerikten yoksun imaj, özentili sınıf atlama gayretleri ile bu komplekslerin üstünü örtme çabalarını görmek olasıdır. Bazı şirketler de, bu kompleks o kadar bariz olur ki, gözde büyütülen şirketlerde alt düzeyde çalışmış bir personeli üst düzey bir konum da görebilirsiniz. Bu yansımalar kurum ve kişilere göre değişen şekillerle  saymakla bitmeyecek kadar çoktur.
Ülkemizde, eziklik ve yetersizlik duygusuna kapılmadan, kendi gücünün, neler yapabileceğinin farkındalığı ile başkaldıran, oyunu kuralına göre oynayan, büyük düşünen, hatta küresel veya bölgesel güç olma yolunda ilerleyen sektörler ,firmalar ve yöneticiler de çok elbette, onların haklarını ayrıca teslim etmek gerekir.

Bir anı; üst düzey yöneticilik yaparken, bir toplantıda küresel bir rakibimize karşı nasıl rekabet edeceğimizi anlatıyordum yönetici arkadaşlarıma.. İçlerinden biri," ne kadar rahat ve kolay söylüyorsunuz o firma ile baş etmeyi" demişti. Ben de; " çok basit, hafife almıyorum, ama sizin yaptığınız gibi, rakibin güçlü yönleri ile, bizim zayıf yönlerimizi kıyaslayıp gözümde daha da büyütmüyorum rakibi. Aksine, onun zayıf yanlarına, kendimizin de güçlü yanlarına bakıyorum ve neler yapabileceğimizi görüyorum, bu kadar basit. Ayrıca, bizim varlık nedenimiz de bu" demiştim. Gerçekten de bu kadar basittir aslında..
İstisnalar olsa da, rakipleri gözde büyütme hastalığımız eskisi kadar olmasa da maalesef hala çok fazla. Eziklik duygusu bana göre rekabetin önündeki en büyük engeldir. Çünkü, zihin engellenmiş, öğrenilmiş çaresizlik ezberlenmiştir.
 Yönetici sorumluluğu taşıyanların ilk işi zihnindeki rekabet engellerini aşmak, kendi cam tavanlarını kırmaktır. Rekabet, kaderci ve olsaydıcı yaklaşımlarla yönetilebilecek bir mesele değil, rağmen başarmak meselesidir. Kendini aşağılayıp, rakibi abartan eziklik duygularından arınmadan rekabetçi olunamaz. Çünkü, eziklik duygusu taşıyan firmalar ve yöneticiler ürününü gerçek rekabet değerinden satamazlar! Bu da bu eziklik ve yetersizlik duygusunun maliyetlerinden sadece biridir.... E.AZAKLI

                                                                                                                

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder