Maalesef bu duygunun yansımalarına sorumlu mevkide bir çok insan da, dolayısı ile kurumlarda sıkça rastlanır. Her ne kadar kimse tarafından kabul edilmeyecek olsa da, bu vardır! Kamuoyuna verilen mesajlarda, şirket koridorlarında veya toplantı salonlarında biz şöyleyiz , böyleyiz diye böbürlenmeler olsa da, aslında kişilerin dışı gürlerken içinin titrediği uygulamalardan anlaşılır. Tıpkı galibiyet için bu maça çıkıyoruz deyip, 11 kişilik defansif kadroyu sahaya süren teknik direktör misali. Herkes hatırlar milli futbol takımımız veya kulüplerimiz uluslar arası maçlarda farklı mağlup olur, yenildik ama ezilmedik diye manşetler atılırdı.. Manşetin kendisi bile eziklik duygusu taşırken, böbürlenirdik öylesine.
Tıpkı
nevrotik insanlar gibi kendini abartma ve aşağılama arasında gidip gelmelerimiz
çoktur bizim. Bazı şirketlere yakından baktığınız da, elitist tavırlar, içerikten
yoksun imaj, özentili sınıf atlama gayretleri ile bu komplekslerin üstünü örtme çabalarını
görmek olasıdır. Bazı şirketler de, bu kompleks o kadar bariz olur ki, gözde
büyütülen şirketlerde alt düzeyde çalışmış bir personeli üst düzey bir konum da
görebilirsiniz. Bu yansımalar kurum ve kişilere göre değişen şekillerle saymakla bitmeyecek kadar çoktur.
Ülkemizde, eziklik ve yetersizlik duygusuna
kapılmadan, kendi gücünün, neler yapabileceğinin
farkındalığı ile başkaldıran, oyunu kuralına göre oynayan, büyük düşünen, hatta
küresel veya bölgesel güç olma yolunda ilerleyen sektörler ,firmalar ve
yöneticiler de çok elbette, onların haklarını ayrıca teslim etmek gerekir.
Bir anı; üst
düzey yöneticilik yaparken, bir toplantıda küresel bir rakibimize karşı nasıl
rekabet edeceğimizi anlatıyordum yönetici arkadaşlarıma.. İçlerinden biri,"
ne kadar rahat ve kolay söylüyorsunuz o firma ile baş etmeyi" demişti. Ben
de; " çok basit, hafife almıyorum, ama sizin yaptığınız gibi, rakibin güçlü
yönleri ile, bizim zayıf yönlerimizi kıyaslayıp gözümde daha da büyütmüyorum
rakibi. Aksine, onun zayıf yanlarına, kendimizin de güçlü yanlarına bakıyorum ve
neler yapabileceğimizi görüyorum, bu kadar basit. Ayrıca, bizim varlık nedenimiz
de bu" demiştim. Gerçekten de bu kadar basittir aslında..
İstisnalar olsa da, rakipleri gözde büyütme
hastalığımız eskisi kadar olmasa da maalesef hala çok fazla. Eziklik
duygusu bana göre rekabetin önündeki en büyük engeldir. Çünkü, zihin
engellenmiş, öğrenilmiş çaresizlik ezberlenmiştir.
Yönetici sorumluluğu taşıyanların ilk işi
zihnindeki rekabet engellerini aşmak, kendi cam tavanlarını kırmaktır. Rekabet, kaderci
ve olsaydıcı yaklaşımlarla yönetilebilecek bir mesele değil, rağmen başarmak
meselesidir. Kendini aşağılayıp, rakibi abartan eziklik duygularından arınmadan
rekabetçi olunamaz. Çünkü, eziklik duygusu taşıyan firmalar ve yöneticiler ürününü
gerçek rekabet değerinden satamazlar! Bu da bu eziklik ve yetersizlik duygusunun maliyetlerinden sadece biridir.... E.AZAKLI

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder