Bağımlı olmak ise, Onsuz
olamamayı, müptelalığı, çaresizliği, iradesizliği, başkasının koruyup kollamasına mecburiyeti
ifade eder. Kafa yormadan, sorgulamadan sadece isteneni yaparak, bu sayede
korunan ve ihtiyaçları karşılanan biri olmayı amaçlar. Kendi varlığını inkar
etmeyi, öğrenmek ve gelişmekten vazgeçmeyi, kişisel güvenliği esas almayı
kapsar.
Özetle; Bağlılık Bırakmamak, Bağımlılık Bırakamamaktır. Bağlılık önce
sen, bağımlılık önce ben dir. Bağlılık,otoriteye itaati, ama gerektiğinde fikri
söylemeyi ve savunmayı(lüzumsuz polemikler hariç) ,bağımlılık ise sorgusuz
sualsiz kabulü, yani biatı içerir. Biri aidiyet ,öteki teslimiyettir.
Bir çok ilişkide olduğu gibi, iş ilişkisinde de bağımlılık yerine, bağlılık
işine sadakat amaçlı sıkça kullanılır. Dürüstlük
ve güvenirlik konuları da bu terazi de tartılır. Doğru örnekler vardır tabi, ama
işletmelerde bu anlamda örnek gösterilen
bazı insanlara dikkatle bakıldığında , bir çoğunun gerçekten bağlı
değil, bağımlı olduğunu, bunu da sadakat ve güvenilirlik ambalajında sattığını
görebilirsiniz.Maalesef,20 yaş üstü şirketlerin yaşı ile doğru orantılı olarak
artan oranlarda olmak üzere bir çoğunda bu vardır.
Hangi konumda olursa olsun, işgören pozisyonundaki herkes sorumlulukları
ve ihtiyaçları gereği çalışmak ,yetenek
ve emeğini satmak zorundadır. Her zaman yeteneklerle, örtüşen iş imkanı
bulamayabilir, bulduğu işten başka seçeneği olmayabilir, bir çok şeyi mecburen
yapmak ve katlanmak zorunda kalabilir insan. İş nimettir, fırsattır, kıymetini
bilmek gerekir. Bulunan işte, pozisyonunu koruma, işgücünü en iyi fiyata satma, dahasını isteme ,çok doğal
ve anlaşılabilir şeyler. Ama, birilerinin lütfuna bağımlı olmadan, bağımlılığı
bağlılık diye satmadan!
Bağımlı kişilikler için ,şirkette hangi fırtına koparsa kopsun tehlike
yoktur,çünkü sağlam bir kayaya tutunmuşlardır. Herkes değişebilir ama onlar
kalıcıdır. Ancak şirket ,ya da tutundukları kaya batarsa onlara bir şey olması
söz konusu olabilir. Değişime ,yeniliğe çaktırmadan en çok fren yaptıran da
onlardır. Doğrudan karşı çıkış şeklinde değil,göze batmadan, gizli veya dolaylı
yoldan olur genellikle. Ya da olsa bile göstermelik, olası olumsuzlukta "ben demiştim" diyebilmek içindir .Çünkü
,eski köye yeni adet gelmesi, riskli olabilir, konforlar bozulabilir. Kişisel
güvenliğin öncelik olduğu yerde, küçük olsun bizim olsun mantığı insanın doğası
gereği kaçınılmazdır. İşletme kararlarını, öncelikle kendilerini ilgilendiren yanı
ile yorumlarlar. Temel felsefeleri, öncelikle mevcudu muhafaza etmek, olası fırsatları
kollayıp, durumdan fayda çıkarmaktır.
Başta Patronlar olmak üzere, bir
çok üst yönetici bu tarz tercihler yapar. Çünkü, altlarındaki zeminin
kaydığından bihaber, kendilerini güvende hissederler, nasılsa bizi bırakıp bir
yere gidemez diye düşünürler. Onları yönetmek, istediğini söylemek, yaptırmak çok
kolaydır. Bilinir ki, hiçbir şeye hayır
diyemez, karşı gelemezler.
Bazen işletmelerde gerekli de olabilir bağımlı kişilikler. Özellikle mal
veya para hareketinin olduğu kavşaklarda. Bence de, özellikle sistem kurgusunda
zaaflar varsa, bu gerekli olabilir. Sorun, işletmedeki
sayısı çok, kararlara ve işleyişe etki oranı yüksek olduğunda başlar. İşte o
zaman, kısa vadede faydalı gibi görünse de ,uzun vade de şirketin kan dolaşımı
ve refleksleri mutlaka yavaşlar. Aciliyet hissi kaybolur, hayatın hızına yetişilemez
olur.. Bilindik ezberler, kurumsaldan önce kişisel denklemler işletmenin temel
dengesi haline gelir. Zamanla, bu kültürü ve alışkanlıkları değiştirmek atomu
parçalamaktan zor olabilir.
Şirketin
yaşı, iş kolu, ortamı ve çalışan profillerine göre değişkenlik arz eden çok
sayıda bağımlı profesyonel modellerine
rastlanabilir;
Kimileri; Koyunun olmadığı yerde Abdurrahman Çelebi olarak hasbelkader
bir yerlere gelmiştir. Kifayetsizliği ya da miadının dolduğu herkesce bilinmesine rağmen bir makamı işgal etmeye,yeni
yeteneklerin önünü kapatmaya devam eder. Şu veya bu sebepten gönderilemez, kendisi
gitsin istenir, gitmez, gidemez. Tenzili rutbe bile yapılsa, mırın kırın eder, ama
pişkindir, "ben bu şirketin neferiyim, ne iş olsa yaparım" diye
adanmışlık fotoğrafı verir. Halbuki herkes gibi o da biliyordur, oraya bağımlı
olduğunu, başka hiç bir yerde öyle bir pozisyon, para, konfor vs bulamayacağını..
Kimileri; Kağıt üstünde bir görev adı vardır, ama içeriği çok
belli değildir. Joker eleman gibidir ,bir çok işe gönderilir. Ama konu hakkında
uzman olduğundan değil, güvenilir olduğundandır .Görünürde çok şeyden
sorumlu, gerçekte ise hiçbir şeyden sorumlu değildir. Bazen de ona göre iş
yaratıldığına da rastlanabilir.
Kimileri; Kendisi bir şey yapmak yerine, başkalarının yaptığı
veya yapmadığı şeyler üzerinden yorum
yaparak, durumdan fayda çıkararak hayatını idame ettirir. Kendi işi
hariç, herkesin işi hakkında fikri vardır.
Kimileri; Bağlılığını( bağımlılığını) ıspatlamak ve kendini güvende hissetmek için
,başındaki amirleri bay pas etmeye,illa tepedekilerden talimat almaya, sürekli
onlarla muhatap olmaya çalışır.. Bir de, özellikle patronun adamı görüntüsü
yayarak ikincil bir fayda daha çıkarır bu görüşmelerden. Çoğu kez patronun
haberi bile yokken, ona mal edilerek yayılan mesajlar çok önemli tahribata yol
açar, diğer personel üzerinde..Ötekilik, üvey evlatlık, dışlanmışlık hissidir
bu.. Bu tarz mesajlar sadece işini iyi
yaparak oraya ait olmaya çalışanların aidiyet bağlarını koparır, oyunun
kuralının başka olduğunu öğrenirler. Bazıları da, bu işgüzar insanlara yanaşarak
yandaş olmaya ve şirin görünmeye çalışabilirler.. İşletme içinde fay hatları
iyice genişler..
İstisna haller de olabilir;
Kimileri; Şirkette yıllarca çalışır, kendini geliştirir, kendine
güveni artar, fikrini söylemeye başlar. Aslında, şirket için çok iyi olan bu
durum, bazıları tarafından yadırganabilir. Kimi söylemini, kimi üslup veya
yöntemini kabul edilemez olarak görebilir. Nankörlükle veya isyanla itham
edilmesi, hatta burnunun sürtülmesi söz konusu olabilir.
Kimileri; Yeteneklidir, zamanla kendini de geliştirir. Gün gelir
şirkette, kendisinin de hazır olduğu bir mevki boşalır. Ama hevesi kursağında
kalır. Dışarıdan başkası bulunur o görev için. Çünkü, bu seferde istisna da olsa
bağımlılığın bedellerinden olan, EVİN DANASINDAN ÖKÜZ OLMAZ anlayışı devreye
girmiştir.
Eğer işletmede, objektif performans önemsenmiyorsa, korumacılık
kayırmacılık varsa, yetki ve sorumluluk dağılımında karmaşa yaşanıyorsa, takdir
ve adalet kavramları kişiye göre değişiyorsa ,bir de bahse konu kişilerin de kapasitesi
sınırlı, özgüveni yetersiz, kaybetme korkusu çok ise, ortam bağımlılık
için ideal hale gelir.
Aslında, bağımlı insanların başka yerde benzer bir imkanı bulma
ihtimalinin zayıflığını herkes bilir de bilmezden gelir. Bağımlı çalışanların,
bağımlı oldukları kişileri kapalı ortamlarda en çok eleştiren, dedikodusunu
yapan, ama açık ortamlarda ise en büyük savunucusu olmaları en tipik
özelliklerindendir. Çünkü, görüntüde olduğu gibi, gerçek samimiyet ve aidiyet
yoktur.
Bu tespitlerden hareketle, bahse konu insanların kötü ve art niyetli olduğu anlamı da
çıkarılmamalı.. Yetkinlikleri olmasa bile, güvenirlilikleri birileri
tarafından test edilmiştir. Başka bir
yerde bulamayacakları iş koşulları, sınırlı yetenekleri ve kişisel kaygıları
onları bu yola itmiştir. Sattıkları yetenek ve hizmetin başka pazarda o kadar
para etmeyeceğini de biliyorlardır. İşin garibi, bağımlı kişilerin aldıkları
para, piyasa emsallerine göre düşük, yeteneklerine göre ise, çok yüksek
olur. Veren "çok verdiğine", alansa "az aldığına" içerler
.Ayrıca, bağımlılar kendi kaderlerini şirketinkine bağlı görürler, ama rutinlerin
dışında şirket için bir şey yapmadan, kaderci bir kabul ile bunu yaparlar. Bağımlı
yöneticileri çok olan şirketler kader mahkumu gibidir. Çünkü onlar, şirketin
kaderine etki eden, doğrudan iş sonuçlarına yansıyan icraat ortaya koyamazlar. Şirketin zor zamanlarında
ise ellerinden üzülmekten başka bir şey gelmez. İçinde bulundukları psikolojiyi,
davranışları ve olası sonuçları iyi anlamak lazım.
Bu nedenle, aslında herkesin farkında olduğu, hasbelkader edinilmiş ve ne
pahasına olursa olsun korunmaya çalışılan bir işi, sadakat ve bağlılık
ambalajında satmaya, alemi kör ve sağır sanmaya ve komik olmaya gerek yoktur. Konu
bağlılık değil, bağımlılıktır.. Bağımlı bir var oluş; önce kendini düşünür,
ezberlerinden kurtulamaz, konforlarını bozamaz, bu şirketi ben mi kurtaracağım
mantığı ile zamana oynar, uygulama mekaniği ve olasılıkları hesaplanmamış "bir fikrim
geldi" lerin dışında hiçbir konuda tümden tasarlanmış bir fikri yoktur. Bazen
işletmede problem çıkması bile onlara rol çıkarır. Bunun adı, görünürde sadakat değil, gerçekte ihanettir. Şirketi
ilgilendiren bir çok şeyi görmezden gelen, işin görünen yüzü ile ilgilenen, kendi
geleceğini hesap edip, şirketinin 3 yıl sonrasına dair hiç bir fikri olmayanlar, bağlılıktan
bahsedemezler.
Bağlılık, samimiyet ve sahiplenme ister, tutku ve gönüllülük ister, yenilik
ve mücadele ister, gerektiğinde onun için herkesle kavga edebilmeyi ister.
Bağlı mı, yoksa bağımlı mıyım sorusunun cevabını herkes
kendi bulabilir. Tutunduğum kayalar olmasa ben burada var olabilir miyim? Başka
bir yönetici olsa benimle çalışır mı? Ya da
burası olmazsa ben aynı şekilde(kısmet faktörü hariç) var olabilir miyim? Daha iyi iş fırsatları bulsaydım
kalır mıydım? vs gibi soruları kendinize sorarak. İş çevrenizdeki insanları
doğru tanımak için de benzer gözlüklerle bakıp, teşhis koyabilirsiniz.. Siz siz
olun, kendinizi geliştirmekten, kendiniz olmaktan vazgeçmeyin, hayata hazır olun, kolaycılığa kaçıp asla bağımlı olmayın derim.
Şirketler açısından, dün belki işe yarayan, ama bugünün dünyasında tam
bumerang haline gelen bağımlı yönetici tercihleri hala çokça yapılır. Çünkü
bağımlı olan, ucuz, kolay ve güvenlidir. Bağlı olan ise ,yetenekli ama pahalı ve zordur.. Gözden
kaçan ise, şirketlerin varlık nedeninin güvenlikten önce, rekabet ve karlılık, yani
yetenek savaşını kazanmak olduğu gerçeğidir. Rekabet ve karlılık yeteneği olmayan
bir şirket zaten güvende olamaz! Bağımlı tercihler, bu savaşı pahalıya patlatır ,ucuz
ve kolaycı seçimlerin bedelini ağır ödetir. Gerçek hayatta da, böyle değil midir?
Son söz; ne bağlı, ne de bağımlı olanlara, öylesine var olanlara diyecek lafımız yoktur! E.AZAKLI
Son söz; ne bağlı, ne de bağımlı olanlara, öylesine var olanlara diyecek lafımız yoktur! E.AZAKLI
Bir çok şirkette yaşanan bir gerçeğin yalın anlatımıdır bu. Bağımlıların en tehlikeli grubu ise kendilerini gerçekten vazgeçilmez olarak görecek kadar kendinden bihaber olanlardır .Teşekkürler.
YanıtlaSil