14 Kasım 2013 Perşembe

İŞİNİZE BAĞLI MISINIZ YOKSA BAĞIMLI MI?

Psikolojide, Bağlı olmak; gerçek sadakat ve aidiyet içerir, gerçek sevgiyi, saygıyı, samimiyeti ve sahiplenmeyi kapsar, onu kendinden önce düşünmeyi gerektirir, insanı insan yapan bir haslettir diye tarif edilir.
Bağımlı olmak  ise, Onsuz olamamayı, müptelalığı, çaresizliği, iradesizliği, başkasının koruyup kollamasına mecburiyeti ifade eder. Kafa yormadan, sorgulamadan sadece isteneni yaparak, bu sayede korunan ve ihtiyaçları karşılanan biri olmayı amaçlar. Kendi varlığını inkar etmeyi, öğrenmek ve gelişmekten vazgeçmeyi, kişisel güvenliği esas almayı kapsar.
Özetle; Bağlılık Bırakmamak, Bağımlılık Bırakamamaktır. Bağlılık önce sen, bağımlılık önce ben dir. Bağlılık,otoriteye itaati, ama gerektiğinde fikri söylemeyi ve savunmayı(lüzumsuz polemikler hariç) ,bağımlılık ise sorgusuz sualsiz kabulü, yani biatı  içerir. Biri aidiyet ,öteki teslimiyettir.
Bir çok ilişkide olduğu gibi, iş ilişkisinde de bağımlılık yerine, bağlılık işine sadakat  amaçlı sıkça kullanılır. Dürüstlük ve güvenirlik konuları da bu terazi de tartılır. Doğru örnekler vardır tabi, ama işletmelerde bu anlamda  örnek gösterilen bazı insanlara dikkatle bakıldığında , bir çoğunun gerçekten bağlı değil, bağımlı olduğunu, bunu da sadakat ve güvenilirlik ambalajında sattığını görebilirsiniz.Maalesef,20 yaş üstü şirketlerin yaşı ile doğru orantılı olarak artan oranlarda olmak üzere bir çoğunda bu vardır.
Hangi konumda olursa olsun, işgören pozisyonundaki herkes sorumlulukları ve ihtiyaçları gereği çalışmak ,yetenek  ve emeğini satmak zorundadır. Her zaman yeteneklerle, örtüşen iş imkanı bulamayabilir, bulduğu işten başka seçeneği olmayabilir, bir çok şeyi mecburen yapmak ve katlanmak zorunda kalabilir insan. İş nimettir, fırsattır, kıymetini bilmek gerekir. Bulunan işte, pozisyonunu koruma, işgücünü  en iyi fiyata satma, dahasını isteme ,çok doğal ve anlaşılabilir şeyler. Ama, birilerinin lütfuna bağımlı olmadan, bağımlılığı bağlılık diye satmadan!
Bağımlı kişilikler için ,şirkette hangi fırtına koparsa kopsun tehlike yoktur,çünkü sağlam bir kayaya tutunmuşlardır. Herkes değişebilir ama onlar kalıcıdır. Ancak şirket ,ya da tutundukları kaya batarsa onlara bir şey olması söz konusu olabilir. Değişime ,yeniliğe çaktırmadan en çok fren yaptıran da onlardır. Doğrudan karşı çıkış şeklinde değil,göze batmadan, gizli veya dolaylı yoldan olur genellikle. Ya da olsa bile göstermelik, olası olumsuzlukta  "ben demiştim" diyebilmek içindir .Çünkü ,eski köye yeni adet gelmesi, riskli olabilir, konforlar bozulabilir. Kişisel güvenliğin öncelik olduğu yerde, küçük olsun bizim olsun mantığı insanın doğası gereği kaçınılmazdır. İşletme kararlarını, öncelikle kendilerini ilgilendiren yanı ile yorumlarlar. Temel felsefeleri, öncelikle mevcudu muhafaza etmek, olası fırsatları kollayıp, durumdan fayda çıkarmaktır.
 Başta Patronlar olmak üzere, bir çok üst yönetici bu tarz tercihler yapar. Çünkü, altlarındaki zeminin kaydığından bihaber, kendilerini güvende hissederler, nasılsa bizi bırakıp bir yere gidemez diye düşünürler. Onları yönetmek, istediğini söylemek, yaptırmak çok kolaydır. Bilinir ki, hiçbir şeye  hayır diyemez, karşı gelemezler.
Bazen işletmelerde gerekli de olabilir bağımlı kişilikler. Özellikle mal veya para hareketinin olduğu kavşaklarda. Bence de, özellikle sistem kurgusunda zaaflar varsa, bu  gerekli olabilir. Sorun, işletmedeki sayısı çok, kararlara ve işleyişe etki oranı yüksek olduğunda başlar. İşte o zaman, kısa vadede faydalı gibi görünse de ,uzun vade de şirketin kan dolaşımı ve refleksleri mutlaka yavaşlar. Aciliyet hissi kaybolur, hayatın hızına yetişilemez olur.. Bilindik ezberler, kurumsaldan önce kişisel denklemler işletmenin temel dengesi haline gelir. Zamanla, bu kültürü ve alışkanlıkları değiştirmek atomu parçalamaktan zor olabilir.
 Şirketin yaşı, iş kolu, ortamı ve çalışan profillerine göre değişkenlik arz eden çok sayıda bağımlı profesyonel  modellerine rastlanabilir;
Kimileri; Koyunun olmadığı yerde Abdurrahman Çelebi olarak hasbelkader bir yerlere gelmiştir. Kifayetsizliği ya da miadının dolduğu herkesce  bilinmesine rağmen bir makamı işgal etmeye,yeni yeteneklerin önünü kapatmaya devam eder. Şu veya bu sebepten gönderilemez, kendisi gitsin istenir, gitmez, gidemez. Tenzili rutbe bile yapılsa, mırın kırın eder, ama pişkindir, "ben bu şirketin neferiyim, ne iş olsa yaparım" diye adanmışlık fotoğrafı verir. Halbuki herkes gibi o da biliyordur, oraya bağımlı olduğunu, başka hiç bir yerde öyle bir pozisyon, para, konfor vs bulamayacağını..
Kimileri; Kağıt üstünde bir görev adı vardır, ama içeriği çok belli değildir. Joker eleman gibidir ,bir çok işe gönderilir. Ama konu hakkında uzman olduğundan değil, güvenilir olduğundandır .Görünürde çok şeyden sorumlu, gerçekte ise hiçbir şeyden sorumlu değildir. Bazen de ona göre iş yaratıldığına da rastlanabilir.
Kimileri; Kendisi bir şey yapmak yerine, başkalarının yaptığı veya yapmadığı şeyler üzerinden  yorum yaparak, durumdan fayda çıkararak hayatını idame ettirir. Kendi işi hariç, herkesin işi hakkında fikri vardır.
Kimileri; Bağlılığını( bağımlılığını)  ıspatlamak ve kendini güvende hissetmek için ,başındaki amirleri bay pas etmeye,illa tepedekilerden talimat almaya, sürekli onlarla muhatap olmaya çalışır.. Bir de, özellikle patronun adamı görüntüsü yayarak ikincil bir fayda daha çıkarır bu görüşmelerden. Çoğu kez patronun haberi bile yokken, ona mal edilerek yayılan mesajlar çok önemli tahribata yol açar, diğer personel üzerinde..Ötekilik, üvey evlatlık, dışlanmışlık hissidir bu.. Bu tarz  mesajlar sadece işini iyi yaparak oraya ait olmaya çalışanların aidiyet bağlarını koparır, oyunun kuralının başka olduğunu öğrenirler. Bazıları da, bu işgüzar insanlara yanaşarak yandaş olmaya ve şirin görünmeye çalışabilirler.. İşletme içinde fay hatları iyice genişler..
İstisna haller de olabilir;
Kimileri; Şirkette yıllarca çalışır, kendini geliştirir, kendine güveni artar, fikrini söylemeye başlar. Aslında, şirket için çok iyi olan bu durum, bazıları tarafından yadırganabilir. Kimi söylemini, kimi üslup veya yöntemini kabul edilemez olarak görebilir. Nankörlükle veya isyanla itham edilmesi, hatta burnunun sürtülmesi söz konusu olabilir.
Kimileri; Yeteneklidir, zamanla kendini de geliştirir. Gün gelir şirkette, kendisinin de hazır olduğu bir mevki boşalır. Ama hevesi kursağında kalır. Dışarıdan başkası bulunur o görev için. Çünkü, bu seferde istisna da olsa bağımlılığın bedellerinden olan, EVİN DANASINDAN ÖKÜZ OLMAZ anlayışı devreye girmiştir.
Eğer işletmede, objektif performans önemsenmiyorsa, korumacılık kayırmacılık varsa, yetki ve sorumluluk dağılımında karmaşa yaşanıyorsa, takdir ve adalet kavramları kişiye göre değişiyorsa ,bir de bahse konu kişilerin de kapasitesi sınırlı, özgüveni yetersiz, kaybetme korkusu çok ise, ortam bağımlılık için ideal hale gelir.
Aslında, bağımlı insanların başka yerde benzer bir imkanı bulma ihtimalinin zayıflığını herkes bilir de bilmezden gelir. Bağımlı çalışanların, bağımlı oldukları kişileri kapalı ortamlarda en çok eleştiren, dedikodusunu yapan, ama açık ortamlarda ise en büyük savunucusu olmaları en tipik özelliklerindendir. Çünkü, görüntüde olduğu gibi, gerçek samimiyet ve aidiyet yoktur.
Bu tespitlerden hareketle, bahse konu insanların  kötü ve art niyetli olduğu anlamı da çıkarılmamalı.. Yetkinlikleri olmasa bile, güvenirlilikleri birileri tarafından  test edilmiştir. Başka bir yerde bulamayacakları iş koşulları, sınırlı yetenekleri ve kişisel kaygıları onları bu yola itmiştir. Sattıkları yetenek ve hizmetin başka pazarda o kadar para etmeyeceğini de biliyorlardır. İşin garibi, bağımlı kişilerin aldıkları para, piyasa emsallerine göre düşük, yeteneklerine göre ise, çok yüksek olur. Veren "çok verdiğine", alansa "az aldığına" içerler .Ayrıca, bağımlılar kendi kaderlerini şirketinkine bağlı görürler, ama rutinlerin dışında şirket için bir şey yapmadan, kaderci bir kabul ile bunu yaparlar. Bağımlı yöneticileri çok olan şirketler kader mahkumu gibidir. Çünkü onlar, şirketin kaderine etki eden, doğrudan iş sonuçlarına yansıyan icraat  ortaya koyamazlar. Şirketin zor zamanlarında ise ellerinden üzülmekten başka bir şey gelmez. İçinde bulundukları psikolojiyi, davranışları ve olası sonuçları iyi anlamak lazım.
Bu nedenle, aslında herkesin farkında olduğu, hasbelkader edinilmiş ve ne pahasına olursa olsun korunmaya çalışılan bir işi, sadakat ve bağlılık ambalajında satmaya, alemi kör ve sağır sanmaya ve komik olmaya gerek yoktur. Konu bağlılık değil, bağımlılıktır.. Bağımlı bir var oluş; önce kendini düşünür, ezberlerinden kurtulamaz, konforlarını bozamaz, bu şirketi ben mi kurtaracağım mantığı ile zamana oynar, uygulama mekaniği  ve olasılıkları hesaplanmamış "bir fikrim geldi" lerin dışında hiçbir konuda tümden tasarlanmış bir fikri yoktur. Bazen işletmede problem çıkması bile onlara rol çıkarır. Bunun adı, görünürde sadakat değil,  gerçekte ihanettir. Şirketi ilgilendiren bir çok şeyi görmezden gelen, işin görünen yüzü ile ilgilenen, kendi geleceğini hesap edip, şirketinin 3 yıl sonrasına dair hiç bir fikri olmayanlar, bağlılıktan bahsedemezler.
Bağlılık, samimiyet ve sahiplenme ister, tutku ve gönüllülük ister, yenilik ve mücadele ister, gerektiğinde onun için herkesle kavga edebilmeyi ister.
Bağlı mı, yoksa bağımlı mıyım sorusunun cevabını herkes kendi bulabilir. Tutunduğum kayalar olmasa ben burada var olabilir miyim? Başka bir yönetici olsa benimle çalışır mı? Ya da  burası olmazsa ben aynı şekilde(kısmet faktörü hariç)  var olabilir miyim? Daha iyi iş fırsatları bulsaydım kalır mıydım? vs gibi soruları kendinize sorarak. İş çevrenizdeki insanları doğru tanımak için de benzer gözlüklerle bakıp, teşhis koyabilirsiniz.. Siz siz olun, kendinizi geliştirmekten, kendiniz olmaktan vazgeçmeyin, hayata hazır olun, kolaycılığa kaçıp asla bağımlı olmayın derim.
Şirketler açısından, dün belki işe yarayan, ama bugünün dünyasında tam bumerang haline gelen bağımlı yönetici tercihleri hala çokça yapılır. Çünkü bağımlı olan, ucuz, kolay ve güvenlidir. Bağlı olan ise ,yetenekli ama pahalı ve zordur.. Gözden kaçan ise, şirketlerin varlık nedeninin güvenlikten önce, rekabet ve karlılık, yani yetenek savaşını kazanmak olduğu gerçeğidir. Rekabet ve karlılık yeteneği olmayan bir şirket zaten güvende olamaz! Bağımlı tercihler, bu savaşı pahalıya patlatır ,ucuz ve kolaycı seçimlerin bedelini ağır ödetir. Gerçek hayatta da, böyle değil midir?
Son söz; ne bağlı, ne de bağımlı olanlara, öylesine var olanlara diyecek lafımız yoktur! E.AZAKLI

1 yorum:

  1. Bir çok şirkette yaşanan bir gerçeğin yalın anlatımıdır bu. Bağımlıların en tehlikeli grubu ise kendilerini gerçekten vazgeçilmez olarak görecek kadar kendinden bihaber olanlardır .Teşekkürler.

    YanıtlaSil